Aşka Başlayan Yolculuk
Dogu ve Batı her damlada rafine edildi.

Bir Aşk, Bir Kıta ve Zamana Direnen Bir Miras
1700’lü yılların başında, Fransa’dan yola çıkan genç bir gezgin…
Merakı onu okyanusların ötesine, Amerika kıtasının henüz haritalara tam işlenmemiş topraklarına götürür. Yolculuğu sırasında Kızılderililerinin yaşadığı bir köyde onunla karşılaşır.
Gözleri toprağın rengini taşıyan, gülüşü güneş kadar sıcak bir kadın…
Bu karşılaşma, bir yolculuğun değil; bir kaderin başlangıcı olur.
Gezgin, tüm zorluklara ve farklılıklara rağmen yaşadığı o mucize aşk için köyde kalır.
Uzun yıllar boyunca bu topraklarda birlikte yaşarlar.
Toprağı tanırlar, mevsimleri öğrenirler, zamanı yavaşlatırlar. Aşkları sade ama derindir.
Ancak zaman, herkes için aynı merhameti göstermez.
Kadın, zamanın direncine ve zorlu çevre koşullarına dayanamaz. Cildinde problemler ve cilt rahatsızlıkları baş göstermeye başlar. Sağlığı hassas bir döneme girer.
Güzelliğini değil belki, ama kendine olan inancını yavaş yavaş kaybeder.
Ve adam…
Bunu izlemekle yetinemez. Hayat ışığının sönmesine izin vermez.
Aşk, Bilgiye Dönüşür
Bir gün sessizce yola çıkar. Bu kez bir gezgin değil, bir arayıcıdır. Bilginin izini sürer.
Asya’ya gider.
Uzak Doğu’ya…
Hindistan’a, Kore’ye (Joseon Hanedanlığı), Çin’in dağ köylerine, tapınaklara, yaşlı bilgelere…
Bu arayış onu yalnızca coğrafyalar arasında değil, kadim bilginin izinde derinleşen bir yolculuğa çıkarır. Yüzyıllardır aktarılan bitkileri öğrenir. Kökleri, reçineleri, çiçekleri toplar. Dener, yanılır, yeniden dener. Formüller yazar, bozar, tekrar yazar. Çünkü onun için bu artık bir araştırma değil, bir sevgi borcudur.
Hindistan’da bitkisel yağlarla hazırlanan karışımları; Uzak Doğu’da ise fermente bitki özlerinin işlenme yöntemlerini öğrenir. Bitki ustalarıyla çalışır, şifacılarla konuşur. Edindiği bilgilerle yalnızca cilde uygulanan değil, bedeni içten de destekleyen doğal karışımlar geliştirir. O dönemlerde şifa, bedenin içinden, dışından ve ruhtan başlayan bir yolculuk olarak görülür.
Dönüş ve Mucize
Yıllar sonra köye geri döner. Yanında altın değil, şişeler vardır.
Servet değil, bilgi taşır.
Eşine kendi elleriyle hazırladığı formülleri sunar. Bitkilerin özü, doğanın sabrı ve yılların bilgisi bir aradadır.
Zamanla…
Cilt sakinleşir. Lekeler azalır. Yaralar iyileşir. Yüz yeniden ışık bulur. Ruh dinginleşir.
Ama asıl değişim aynada değil, kadının gözlerindedir.
Nesilden Nesile Bir Sır
Bu formüller yalnızca bir çifte ait kalmaz.
Notlar, el yazmaları ve formüller nesilden nesille aktarılır. Hazırlanan formüller ve içilen bitkisel destekler çok uzun bir zaman boyunca simyacılar ve bitki ustaları tarafından uygulanır.
Yıllar sonra, 1950’li yıllarda, bu miras Fransa’da yaşayan ailenin genç bir ferdine ulaşır. Bu kadim bilgilerin peşine düşer. Avrupa’da eğitim almış, bilimi bilen ama köklerini unutmayan bir gençtir. Zamanla, bu arayış onu yalnızca atalarının iz sürdüğü topraklara değil, cilt bakımında teknolojinin ve inovasyonun zirveye ulaştığı Uzak Doğu’ya da götürür.
Kore’de gelişen ileri dermatolojik teknolojiler, fermantasyon teknikleri ve cilt biyolojisine dayalı yaklaşımlar ilgisini çeker. Burada bilgi toplar, araştırır, gözlemler. Geleneksel Doğu bilgeliği ile Batı biliminin kesiştiği bu noktada, öğrendiklerini kendi köklerinden gelen mirasla harmanlar.
Anadolu’nun bitkisel hafızası, Kore’nin yüksek teknolojisiyle buluşur.
Amaç yine aynıdır:
Özü bozmadan geliştirmek.
Geçmişin bilgisini geleceğin diliyle yeniden anlatmak ve kanıtlamak.
Böylece gelenek, bilim ve teknoloji tek bir formülde birleşir.
Bugün bu miras, Fransa’nın sofistike bilim anlayışı ve Kore’nin ileri cilt teknolojilerini bir araya getirir. Köklerden gelen bilgi, modern araştırmalarla güncellenir.
Doğa ve bilim artık aynı amaç için çalışır.
Ve o gün…
Bir isim doğar.
SHAYEN
Aşkla başlayan bir doğuş.
Aşkın bilgiye, bilginin şifaya dönüştüğü bir miras.
Zamana direnen formüller.
Bilimle güçlenen bir gelecek.
Doğadan ve aşktan gelen, bilimle tamamlanan bir hikâye…